Öz Yaratım: Birlikte Oluşmanın Katmanları , Yağmur Uyanık, 2020, Enstalasyon Fotoğrafı Julia Szalewics

Öz Yaratım: Birlikte Oluşmanın Katmanları,

Yağmur Uyanık


yagmuruyanik.com

Bu heykellerin 5 özgün versiyonundan birine sahip olabilme şansına erişmek için buraya tıklayın. Başvuran kişiler arasından sanal sergi boyunca rasgele seçeceğimiz 5 kişi bu heykellerin yeni sahipleri olacak. Heykel size ulaştığında lütfen en uygun olduğunu düşündüğünüz yere yerleştirin ve çektiğiniz fotoğrafları burada da görülebilmeleri çin #layersofbecomingwith hashtagini kullarak sosyal medyada paylaşın.

Bu heykellerin 5 özgün versiyonundan birine sahip olabilme şansına erişmek için buraya tıklayın. Başvuran kişiler arasından sanal sergi boyunca rasgele seçeceğimiz 5 kişi bu heykellerin yeni sahipleri olacak. Heykel size ulaştığında lütfen en uygun olduğunu düşündüğünüz yere yerleştirin ve çektiğiniz fotoğrafları burada da görülebilmeleri çin #layerofbecoming hashtagini kullarak sosyal medyada paylaşın. Öz Yaratım, ses ve heykeli bütünleştirerek kültürel bilgi yaratımının, yayılımının ve korunmasının coğrafi bağlamları, yerinden edilmişlik biçimlerini ve devletsizliği nasıl ön plana çıkardığını ortaya koyuyor. Kişisel anlatının ve kolektif belleğin kültürel mülkiyet, kültürel değer ve onlara içkin sembolik anlamlar sayesinde nasıl biçimlendirildiğini irdeliyor.

Yağmur Uyanık San Francisco’da yaşayan mimarlık, yeni medya ve müzik alanlarında çalışan Türkiyeli bir sanatçı. Çalışmalarında ışık, ses ve mekânı kullanarak yer değiştirme araçlarını yaratıyor, böylelikle tekrarlama, süreç ve elle tutulamazlığa odaklanıyor. Amacı dijital medyanın sınırlarını, fiziksel bir deneyime dönüştürünceye kadar genişletmek. Uyanık, yüksek lisans derecesini Fulbright bursuyla okuduğu San Francisco Art Institute, Sanat ve Teknoloji bölümünden aldı. İşleri, Ars Electronica, Sonar +D, Signal Light Festival, MUTEK, Exploratorium, California Academy of Sciences ve Diego Rivera Gallery gibi enstitülerde uluslararası düzeyde sergilendi.

Huma Kabakçı, Yağmur Uyanık ile YerelÖtesi İş Birliği Sergisi üzerine konuşuyor

Öz Yaratım: Birlikte Oluşmanın Katmanları (Selfmaking: Layers of Becoming With) Yağmur Uyanık, YerelÖtesi İş Birliği Sergisi’nden, Furtherfield Gallery, Londra, Mart 2020. Duvar grafikleri Studio Hyte tarafından tasarlandı. Fotoğraf, Julia Szalewicz.

COVID-19 pandemisi nedeniyle yaşanan uluslararası kısıtlamalar sonucu pek çok kamuya açık mekan gibi Furtherfield Gallery de kapanmak zorunda kaldı. Bundan ötürü YerelÖtesi İş Birliği sergisi de kapandı. Ancak hâlâ iletişimimizi internet üzerinden sürdürebiliyoruz ve bu fırsattan yararlanarak küratörlerimizden Huma Kabakçı, sanatçı Yağmur Uyanık ile bir sohbet gerçekleştirdi. Uyanık, San Francisco’da yaşayan Türkiyeli bir sanatçı ve şu anda pandemi nedeniyle Türkiye’de bulunuyor. Mimarlık, yeni medya ve müzik sektörlerinde çalıştı. Londra’daki sergi öncesinde Yunanistan’da BIOS’ta Connect for Creativity Sanat ve Teknoloji Rezidans Programı'na katıldı. Okuyacağınız küratör ve sanatçı sohbeti, özellikle günümüzde yerelötesi olmanın önemi, Uyanık’ın sanatsal çalışmaları ve sergi için seçilmiş olan eserine odaklanıyor.

Huma Kabakcı: 12 Mart çok da uzak bir tarih değil ancak o zamandan beri çok şey değişti. Kapalı kaldığımız evlerimizde belirsizliklerle dolu bir dönemden geçerken yerelötesi dayanışma ihtiyacı daha da net bir şekilde ortaya çıktı. Sergiyi ve birbirimize hiper güçlü sanal ağlarla bağlı olduğumuz günümüz koşullarını göz önünde bulundurarak çalışmalarından biraz bahseder misin?

Yağmur Uyanık: Rum bir göçmen aileden gelen Türkiye doğumlu bir sanatçı olarak, bir süredir San Francisco’da yaşıyor ve çalışıyorum. Yerelötesilik uzun süredir benim hayatımda olan bir olgu. Bunun öneminin zaten farkındaydım ancak içinde bulunduğumuz kriz, yerelötesiliği bambaşka bir boyuta taşıdı. Çalışmalarım, vakit geçirdiğim farklı yerlerin arasındaki bağlantılardan besleniyor ve onların sınırlarını aşıyor, şu anda sadece sanal olarak tabii.

HK: Sergideki "Öz Yaratım: Birlikte Oluşmanın Katmanları" (Selfmaking: Layers of Becoming With) adlı eserin British Museum’daki iki ‘özgün’ heykelin dijital modellerinin birleştirilmesi sonucu yaratılan melez bir karakterin 3 boyutlu baskı ile hazırlanmış kumtaşı heykelinden oluşuyor. Malzeme seçimin son derece ilginç.

YU: Kumtaşı, 3 boyutlu baskıda kullanılan diğer sert malzemelere, yani plastiklere kıyasla narin ve kırılgan bir malzeme. Zamanla bu heykelin ayrıntıları, biçimi hatta belki taşıdığı anlam bile yok olacak. Bu malzemeyi biçim ve seste de kendini gösteren gelip geçicilik ve zamansallık düşüncelerinin altına çizmek için seçtim. Ayrıca sınırlı sayıda nesneler yaratarak onları sonsuza dek saklama eğilimimize, onlara nasıl belli değerler yüklediğimize ve böyle bir çabanın ne kadar fuzuli olduğuna dikkat çekmek istedim.

HK: 3 boyutlu baskı heykel aynı zamanda kişisel anlatının ve kolektif belleğin kültürel varlıklar, kültürel değer ve onlara içkin sembolik anlamlar dolayımıyla nasıl şekillendirildiğini sorguluyor. Hepimiz kolektif bir travmadan geçiyoruz ve şu anda belleği algılayış biçimimiz öncekinden farklı çünkü zaman kavrayışımız değişti. "Öz Yaratım: Birlikte Oluşmanın Katmanları" (Selfmaking: Layers of Becoming With) neden artık daha da anlamlı, bundan biraz bahsedebilir misin?

YU: Kültürel referanslar kimliğimizi belirlemede, kolektif belleğimizi ve bireysel anlatılarımızı oluşturmada önemli bir rol oynuyor. Kendimizle ilgili algılarımızı, başkalarıyla karşılaşma ve dünyayla etkileşim kurma biçimlerimizi etkiliyor. Bence "Öz Yaratım" (Selfmaking) çalışması sürekli değişen kültürü, geleneklerin ve değerlerin ne şekilde ifade bulduğunu ve sorgulandığını betimliyor. Küresel bir pandemi yaşanırken bilişsel ve duygusal faktörlerimiz de değişiyor, kültürel değerlerimiz ve referanslarımız dönüşüyor. Kültürel eserlerle birlikte insani etkileşimler de yeniden tanımlanıyor. Bu çalışmadaki önermem sanıyorum şu anda kültürde yaşanan bu gelişmelere işaret ediyor; o nedenle daha da anlamlı hâle geldi büyük olasılıkla.

HK: Heykellerinde kullandığın bir başka unsur da ses. Çalışmalarında ses hep ilgini çekmiş miydi?

YU: Evet, aslında benim geçmiş işlerimde ağırlıklı olarak müzik var. Ses, çalışmalarımda ve fikirlerimde hep yer bulmuştur. Çalışmanın kendi varlığını ortaya koymasına, ön plâna çıkmasına ve radikal bir biçimde farklı ve keskin biçimlerde konuşmasına imkân verir ses.

HK: Evet, gayet mantıklı. Ses bizi zamanda yolculuğa da çıkarıyor adeta…
Zamandan bahsetmişken, Atina'da BIOS’taki rezidansına dönecek olursak, bu rezidans programından nasıl yararlandın ve oradaki araştırmaların Türkiyeli, Yunan ve Sırp toplulukların kesişme noktası olan Finsburg’daki Furtherfield Gallery’de sergilenecek eserine nasıl dönüştü?

YU: Çalışmam Atina’dayken bulunduğum yere bir gönderme niteliğinde, o nedenle mekâna özgü çalışma olarak değerlendirilebilir. Atina’da olmak beni kültür, kültürün jeolokasyonal bağlamlarda oluşan kültürel kodlar ve anlamlardan devşirilmiş farklı temsilleri konusunda düşünmeye itti. Törensel ortodoksluk geleneğiyle gurur duyan bir kültürle çevrelenmiştim ve bu açıdan büyüdüğüm Türkiye ile benzerlik gösteriyordu. Bu anlayışı biraz kurcalamak ve kahramanlık öyküleriyle yazılmış tarihin kesintili akışını ne şekilde temsil edebileceğimi görmek istedim. Hem Atina hem de Londra’daki sergiden sonra, çalışmamın hedeflediğim yere ulaştığını fark ettim- İskender’e mi yoksa Perikles’e mi benziyor, bu karakterleri kullanarak melez bir portre yaratmak kabul edilebilir bir yaklaşım mı gibi konularda pek çok tartışma çıktı. Bana kalırsa ziyaretçiler kendi tarihlerinin herkesin tarihiyle çabucak kesişebildiğini keşfettiler ve belli bir kültürün ya da ulusun tarihi diye bir şeyden artık söz edilemeyeceğini, ancak çoğul halkların hikâyesinden söz edilebileceğini fark ettiler. Nesne çok tanıdıktı ama bir ‘gariplik’ vardı – insanlar kolektif bir şekilde onun kökenini merak etmeye başladılar; bu merakı uyandırmak harikaydı.

HK: Katılıyorum, çalışman hem Atina’da hem de Londra’da gösterildiği için daha da anlam kazandı. Ayrıca gelip geçicilik ve zamansallık bağlamında İskender ve Perikles karakterlerini birleştirmeyi seçmiş olman da çok ilginç, böylelikle izleyicilerin belleğine ve algısına sesleniyorsun. Çalışmanın kendisi, örneğin Londra’daki British Museum’da ya da Atina’daki Acropolis Museum’daki heykellerin sahiciliğini ve sömürgecilik tarihini de eleştiriyor. Bu müzelerin şu anda kapalı olmaları ve koleksiyonlarını internet üzerinden sergilemeleri çalışmana ilginç bir boyut katıyor. Belki bunun hakkında yorum yapmak istersin.

YU: İskender ve Perikles’in (M.Ö 495 - 429) gerçek mermer heykelleri asıl yerleri olan Atina’dan alınıp British Museum’a gönderilmişler. Tarandıktan sonra British Museum'un internet sitesinde dijital olarak arşivlenmişler. Ben 3 boyutlu modelleri bu arşivden aldım. Sömürgecilik bu örnekte olduğu gibi dijital kültürün içinde de kök salabiliyor; ancak bütün bunların anlamı, yaşadığımız küresel krizle birlikte değişiyor olabilir. Belki de bu süreç, mülkiyet ve özgünlük gibi konuların daha da çok tartışılması sayesinde sanat izleme deneyimini ve bu konularla ilgiyi algıyı demokratikleştirecek. Benim çalışmamın amacı da zaten bu.

Öz Yaratım: Birlikte Oluşmanın Katmanları", Yağmur Uyanık, YerelÖtesi İş Birliği Sergisi’nden, Furtherfield Gallery, Londra, Mart 2020. Duvar grafikleri Studio Hyte tarafından tasarlandı. Fotoğraf, Julia Szalewicz.

HK: Son olarak, serginin açılışına sen de katıldın. Kendi çalışmanın Furtherfield’da sergilenmek üzere seçilmiş diğer eserlerle ilişkisini nasıl değerlendiriyorsun?

YU: Bence sergi, yerelötesiliği pek çok açıdan temsil ettiği için gerçekten başarılı bir sergi. Georgios Makkas’ın video çalışması Kurtuluş’a Dört Durak" (Four Stops to Kurtuluş) bana kişisel olarak hitap etti. İstanbul’da bulunan ama tarihsel olarak ‘Küçük Atina’ olarak anılan, bugün de pek çok azınlığın yaşadığı Kurtuluş mahallesini merceğe alıyor. Ben bu mahalleyi çok yakından tanıyorum. Kurtuluş’un hemen yanındaki Teşvikiye’de beş sene yaşadığım için değişik bir duyguya kapıldım. Makkas’ın Kurtuluş’un Rum ahalisiyle yaptığı röportajları dinlerken küçüklüğümde anneannemden dinlediğim hikâyelerle benzerlikler olduğunu ve bir kez daha tarihte bu şekilde bir iz bırakmanın ne kadar önemli olduğunu fark ettim.

Beni etkileyen bir başka çalışma da Tamara Kametani’nin "Taşa Kazınmış" (Set In Stone) adlı enstalasyonu oldu. Elle kazınmış mermer levhalarla soyut gibi görünen – sanal dünyada mahremiyet, ifade özgürlüğü ve unutulma hakkı gibi bir şeyi şiirsel bir biçimde somutlaştırmakla kalmıyor, aynı zamanda Atina mermerini kullanarak yerelötesilik bağlamında da sözünü söylüyor. Malzemenin bilinçli olarak seçilmesi, benim çalışmamda da karşınıza çıkıyor; ben bunun çalışmaya ciddi bir şekilde güç kattığını düşünüyorum.

Öz Yaratım: Birlikte Oluşmanın Katmanları , Yağmur Uyanık, 2020, enstalasyon Fotoğrafı Julia Szalewics

Öz Yaratım: Birlikte Oluşmanın Katmanları , Yağmur Uyanık, 2020, enstalasyon Fotoğrafı Julia Szalewics

#layersofbecomingwith