Unutulmak için çok çalıştı, Taşa Kazınmış çalışmasından, Tamara Kametani, 2019

Taşa Kazınmış,

Tamara Kametani


www.tamarakametani.com

GDPR (Avrupa Birliği’nin Genel Veri Koruma Tüzüğü) kapsamında ‘unutulma hakkı’, herhangi bir kişinin bazı tartışmalı durumlarda kendisiyle ilgili olumsuz bilgilerin arama listelerinden silinmesini talep edebilmesi anlamına gelir. Taşa Kazınmış, maddelerin, yerel ötesi kültürlerin maddi değilmiş gibi görünen boyutları üzerindeki etkisi üstünde şiirsel bir meditasyon oluşturur. İnternet ortamında hem mahremiyet hem de ifade özgürlüğünün meşru ve gayrimeşru kullanımlarıyla ilgili hararetli tartışmalar devam ederken, bu çalışma Atina mermerine elle işlenmiş verilerin ömrü ile ilgili cümleler kuruyor ve böylelikle eylemlerin hem çevrimiçi hem de çevrimdışı ortamdaki sonuçlarını tarihsel olarak düşündürmeyi hatta belleğe kazımayı amaçlıyor.

Tamara Kametani, Slovakya doğumlu, Londra’da yaşayan bir görsel sanatçı. Mekâna özgü sanatı merkeze alan enstalasyon, video, fotoğraf ve heykel gibi farklı mecraları kullanıyor. Çalışmalarında dert edindiği konular, iktidar ilişkileri, denetim, mahremiyet ve bilgiye erişim. Çağdaş ve tarihsel anlatıların üretilmesinde ve yeni deneyimlerin ortaya çıkarılmasında teknolojinin oynadığı role özel olarak ilgi duyuyor. 2017 yılında Royal College of Art’ta Çağdaş Sanat Uygulamaları programından yüksek lisans derecesi aldı. Kametani, çeşitli sanatçı rezidans programlarına katıldı; eserleri uluslararası düzeyde sergilendi. En son işleri ve sergileri arasında kürasyonunu AGORAMA, Londra’nın yaptığı (2019); Swayze ffect (Swayze Etkisi), Platform Southwark 404 – Resistance at Digital Age (Dijital Çağda Direniş), RAGE Collective, CFCCA, Manchester (2019); For the Time Being (Şimdilik), The Photographers’ Gallery, kürasyon CCA Royal College of Art, Londra (2019); Digital Diaspora (Dijital Diaspora), Studio 44, Stockholm (2019); Summer Show (Yaz Gösterisi), Florence Trust, Londra (2018) ve Triennial of Photography (Fotoğraf Trienali), Hamburg (2018) sayılabilir.

Huma Kabakçı, Tamara Kametani ile YerelÖtesi İş Birliği Sergisi üzerine konuşuyor

Tamara Kametani’nin çalışması "The Gift" (Armağan), Kazınmış Kireçtaşı, Mart 2019, 51°08'15.1"K 1°22'06.3"D”
COVID-19 pandemisi nedeniyle yaşanan uluslararası kısıtlamalar sonucu pek çok kamuya açık mekân gibi Furtherfield Gallery de kapanmak zorunda kaldı. Bundan ötürü YerelÖtesi İş Birliği sergisi de kapandı. Ancak hâlâ iletişimimizi internet üzerinden sürdürebiliyoruz ve bu fırsattan yararlanarak küratörlerimizden Huma Kabakçı, sanatçı Tamara Kametani ile bir sohbet gerçekleştirdi. Kametani, Slovakya doğumlu, Londra’da yaşayan (şu anda ise Slovakya kırsalında yaşıyor) bir görsel sanatçı. Mekâna özgü unsurları vurgulayacak şekilde enstalasyon, video, fotoğraf ve heykel gibi farklı mecraları kullanarak çalışıyor. Okuyacağınız küratör ile sanatçı sohbeti, özellikle günümüzde yerelötesi olmanın önemi, Kametani’nin sanatsal çalışmaları ve sergi için seçilmiş olan eserine odaklanıyor.

Huma Kabakcı: 12 Mart çok da uzak bir tarih değil ancak o zamandan beri çok şey değişti. Kapalı kaldığımız evlerimizde belirsizliklerle dolu bir dönemden geçerken yerelötesi dayanışma ihtiyacı daha da net bir şekilde ortaya çıktı. Sergiyi ve birbirimize hiper güçlü ağlarla bağlı olduğumuz günümüz koşullarını göz önünde bulundurarak çalışmalarından biraz bahseder misin?

Tamara Kametani: Çalışmalarım; denetim, mahremiyet, dijital ayak izimiz ve biyopolitika konularına olan ilgim ve bu konulardaki araştırmalarımdan besleniyor. İtiraf etmem gerekirse benim açımdan son derece ilginç bir zaman dilimi bu, çünkü çalışmalarımda yer verdiğim bütün konular son dönemde daha da anlamlı hâle geldi. Yaşadığımız sağlık krizinin ön plana çıkardığı şeylerden biri hepimizi, yaklaşık son on yılda norm haline gelmiş olan hiper güçlü ağlarla bağlı olma durumumuz üzerine yeniden düşünmeye sevk etmesi. Ayrıca bununla bağlantılı olarak ortaya çıkan ve son derece gerçek olan çevresel ayak izimizi sorgulamaya başladık: belli bölgelerde hava kirliliğinin nasıl birdenbire azaldığını, yıllardır ortalarda görünmeyen bazı hayvan türlerinin yeniden ortaya çıkmaya başladığını gözlemledik. Her şeyin internet üzerinden yürütülmeye başlanmasının da kendine özgü sonuçları olacak. Geleceğe dair belirsizlikten ötürü endişe duysam da bu kritik bağlamlara tanıklık etmeyi ve onlar üzerinde düşünmeyi son derece ilginç buluyorum.

HK: Mekâna özgülük çerçevesindeki çalışmalarında pek çok mecradan yararlanıyorsun. "Set In Stone" (Taşa Kazınmış) başlıklı mermer levha çalışmanı diğer işlerin arasındaki yerini nasıl değerlendiriyorsun?

"Worked So Hard to be Forgotten" (Unutulmak için çok çalıştı.), "Set In Stone" (Taşa Kazınmış) serisinden, Tamara Kametani, 2019. Furtherfield Gallery, Londra, Mart 2020.

TK: Dijital ayak izi, mahremiyet ve denetim ile ilgili konular, uzun süredir değişen ağırlıklarla, kullandığım biçim ve mecradan bağımsız olarak çalışmalarımda yer buluyordu. Dolayısıyla çalışmalarımı birbirine bağlayan alt motif, mecra değil ele aldıkları konu demek yanlış olmaz genellikle. Heykel unsurunu kullandığım epey çalışmam var ancak ben bu çalışmaları bildiğimiz anlamda birer heykel olarak görmüyorum. Geçen yıl Brexit’in önerildiği ilk gün vesilesiyle kireçtaşına kazınmış The Gift (Armağan) ismindeki levha çalışmamı gerçekleştirdim ve çalışma, Fransa’ya doğru bakan White Cliffs of Dover’a yerleştirildi. Biçimsel olarak bu çalışma da Set in Stone (Taşa Kazınmış) serisindeki mermer levhalara benziyor ancak konumu ve kurulduğu yer çalışmanın başlı başına bir parçası; bu yerden bağımsız olarak var olabilmesi mümkün değil.

HK: Atina, BIOS’taki Connect for Creativity Sanat ve Teknoloji Rezidans Programı sırasında malzeme olarak mermeri kullanmayı tercih ettin, bundan biraz bahseder misin? Enstalasyonun hikâyesini de dinlemek isterim senden.

TK: Verilerimizin pek çok alanda kullanımı konusunda bilinçlendikçe dijital ayak izi ve bununla bağlantılı olarak karşı karşıya kaldığımız sorunlar daha çok ilgimi çekmeye başladı. Bazılarının çok heves ettiği dijital ortamda kalıcı olma fikrini ilginç buluyorum. İş yaptığımız ülkelerde kişisel verilerle ilgili yasalar değişiklik gösterse de hepimiz internet kullanıcısı olduğumuz için konu küresel ölçekte önem taşıyor. Yapacağım çalışmayı hazır oradayken Atina’yla da ilişkilendirmek ve yerel bir unsur eklemek istedim. Atina’da çok bariz olan bir şey var; o da şehri inşa etmek için geçmişte kullanılmış olan muazzam miktardaki mermer. Pek çoğunuz gibi ben de mermerin lüks bir taş olduğunu, örneğin kaldırım yapımında kullanılmayacağını zannederdim ama Atina’da tam da böyle yerlerde karşınıza çıkıyor. Kemer sıkma politikalarının ardından Atina’ya gidince mermerin geçmişteki şaşalı dönemleri hatırlatan pek çok unsurdan biri olduğunu fark ettim. Çalışmalarımda karşıtlıklarla oynamayı severim; mermeri elle kazımak dijital ve son derece güncel olan ancak kolayca elle tutulamayan konuları işlemek için uygun bir yaklaşım gibi geldi.

YerelÖtesi İş Birliği sergisi açılış gecesinde bir ziyaretçi, Furtherfield Gallery, Londra, Mart 2020. Fotoğraf, Julia Szalewicz.

HK: Unutulma hakkı herhangi bir kişinin kendisi hakkındaki olumsuz bilgileri bazı tartışmalı durumlarda arama listelerinden sildirebilmesi anlamına geliyor. Dolayısıyla senin çalışman dünyayla bağlantı kurmak için sanal gerçekliğe iyice bağımlı hale geldiğimiz şu günlerde daha da önem ve anlam kazanıyor.

TK: Bu zorunlu tecrit, her şeyin çevrimiçi dünyaya kaymasına yol açtı. Dijital ortama aktarılması aylar belki yıllar alacak birtakım projeler haftalar hatta günler içinde dijital mecralarda karşımıza çıkmaya başladı. Eğitime bakalım örneğin. Sanal ortamda eğitim, pek çok ülkede karantina öncesinde uygulanmıyordu. Karantinayla birlikte çok sayıda öğretmen derslerinin çoğunu internet ortamına kaydırmayı başardı; yine devlet kurumları da pek çok hizmet merkezini ve kaynağı çevrimiçi platformlara aktardı. Bu geçişin bu kadar hızlı olduğuna tanıklık etmek epey şaşırtıcı ancak böylesine hızlı bir şekilde adapte olmanın getirdiği bazı dezavantajlar da var: Zoom’da mahremiyetle ilgili ortaya çıkan fiyaskolar bunun en bariz örneklerinden.

Sistem değişiklerinin genellikle uzun zamana yayılması boşuna değil çünkü bu tür değişiklikler titizlikle değerlendirmeyi ve test etmeyi gerektiriyor ancak şu anda bunun olmadığını görüyoruz. Bir de virüsün yayılmasının önüne geçmek için pek çok ülkede dijital takip ve veri toplama gibi uygulamalar başladı. Bu krizden çıktığımızda neler olup biteceğini görmek ilginç olacak. Sanıyorum çoğumuz karantina sürecinin dijital dünyadaki gerçek yansımaları konusunda en ufak bir fikir sahibi değiliz.
Permanence no longer desired (Kalıcı olmak artık istenmiyor), Set In Stone (Taşa Kazınmış) serisinden, Tamara Kametani, 2019. Furtherfield Gallery, Londra, Mart 2020.

HK: Evet ve bir yandan pek çok teknolojik ilerleme yaşanırken diğer yandan da bu dijital platformlara hiç olmadığı kadar bağımlı hâle geldik. Bu açıdan da korkutucu. "Set in Stone" (Taşa Kazınmış) eserlerine geri dönecek olursak, mermere kazıdığın cümleleri nasıl buldun ve bunların senin için anlamı ne?

TK: Bazıları dijital ayak izi ve kişisel veri hakları konularını tartışırken kullanılan terminolojiyi yansıtıyor, bazılarıysa daha çok insanların isteklerine, güvensizliklerine ve bunların çoğunlukla mantıksız olduğuna işaret ediyor. Örneğin ‘Dijital Miras Yönetimi’ hem ölen kişinin öldükten sonra verilerinin yönetilmesi anlamına geliyor hem de - yaşayan bir kişinin istemediği bilgilerinin silinmesi anlamında- temizlik olarak anlaşılıyor. Bunlardan ikincisi genellikle aileler tarafından üniversiteye başvuruda bulunan çocukları için kullanılıyor çünkü bazı üniversiteler başvuru sahiplerinin sosyal medya hesaplarını kontrol ediyorlar.

Metinlerde belli bir ironi de var, ben çoğunu oksimoron olarak görüyorum- "Worked so hard to be forgotten" (Unutulmak için çok çalıştı) hem bizim hatırlanma isteğimizden dem vuruyor hem de kendi istediğimiz şekilde hatırlanmak için, bir başka deyişle kısmen unutulmak için çok çalışmamız gerekebileceğinden.

HK: Karantina sırasında okuma ya da geleceğe yönelik birtakım projeler üzerine kafa yorma fırsatı buldun mu?

TK: Karantina, Off Site Project ile plânlanmış olan bir dijital sanatçı rezidans program ile aynı zamana denk geldi. Mart’tan bu yana bununla ilgileniyorum. Başlarda rezidans boyunca çalışacağım projeyle ilgili çok farklı planlarım vardı ancak içinde bulunduğumuz durum bunu biraz etkiledi; ben de bu dönemde farklı devletlerin ve haberleşme şirketlerinin virüsün yayılmasını yavaşlatmak için aldıkları tedbirleri incelemeye karar verdim. Bu tedbirlerin pek çoğu mahremiyet açısından son derece ciddi soru işaretleri uyandırıyor.

Tecritte yaşadığım yere sadece tek bir kitap getirebildim; aslında bir ay önce Verso’dan sipariş verdiğim birkaç kitabın da çoktan gelmiş olması gerekirdi! Nihayet elime geçtikleri zaman, James Bridle’ın 'New Dark Age' ve Lizzie O’Shea’nın 'Future Histories’ kitaplarını merakla okuyacağım.

Taşa Kazınmış, Tamara Kametani, 2019, enstalasyon fotoğrafı, 2020, Julia Szalewicz

Taşa Kazınmış, Tamara Kametani, 2019, enstalasyon fotoğrafı, 2020, Julia Szalewicz